Bir şey mi arıyorsunuz?

Bir konu, bir kelime, aklınızda kalan bir cümle.

Yazılara dön

Nafaka paketten çıktı, Meclis’in saati işlemeye devam ediyor

Nafaka 13. Yargı Paketi'nden çıkarıldı ama AYM'nin Meclis'e verdiği süre işliyor. Ayrı teklif, açık komisyon ve geriye yürümeyen geçiş hükmü şart.

Nafaka paketten çıktı, Meclis’in saati işlemeye devam ediyor yazısının kapak görseli

Yoksulluk nafakasını 13. Yargı Paketi’nden çıkarmak doğru bir duraklamaydı; ama duraklamak, çözmek demek değil. Anayasa Mahkemesi’nin Meclis’e verdiği dokuz aylık sürenin biri doldu, sekiz ay kaldı. Bence bu düzenleme bir torba paketin maddesi olarak değil, ayrı bir kanun teklifiyle, açık komisyon görüşmeleriyle ve en geç Ocak sonunda Meclis’e gelmeli. Kesinleşmiş nafaka kararlarını kendiliğinden bitiren geriye yürüyen bir hüküm de içermemeli.

Ne oldu?

Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine 4 Haziran 2026’da Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini oyçokluğuyla iptal etti. Karar 30 Eylül 2026’da Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükmü dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek. Mahkeme, hemen yürürlüğe giren bir iptalin kamu yararını zedeleyecek bir boşluk doğurabileceğini değerlendirdi ve bu süreyi Meclis’in yeni kuralı yazması için tanıdı.

Kararın sınırı önemli: Yoksulluk nafakası kaldırılmadı. Euronews’in aktardığına göre Mahkeme, süresiz bir yükümlülüğün nafaka yükümlüsüne “ağır bir mali külfet” getirebildiğini ve tarafların hakları arasındaki dengeyi bozabileceğini değerlendirdi. bianet’in özetine göre de nafakanın hangi hâllerde süreyle sınırlanacağı, hangi hâllerde ömür boyu sürebileceği kanunda açık ve öngörülebilir ölçütlerle yazılmalı.

30 Ekim’de Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı 13. Yargı Paketi’ne gireceği söylenen yoksulluk nafakası düzenlemesinin paketten çıkarıldığını duyurdu. Bugün itibarıyla düzenlemenin ne zaman ve hangi metinle Meclis’e geleceğine dair açıklanmış bir takvim yok.

Masada hangi modeller vardı?

Basına yansıyan taslak çalışmalarında üç yaklaşım öne çıktı. İlki, nafaka süresini evlilik süresine bağlayan formül: 10 yıla kadar süren evliliklerde 5 yıl, daha uzun evliliklerde evlilik süresinin yarısı. İkincisi, en az 3 yıl ve evlilik süresinin yarısını aşmayan bir üst sınır. Üçüncüsü ve son çalışmalarda öne çıkanı, sürenin yalnızca evlilik süresine göre değil; alacaklının yaşı, sağlığı, eğitimi, kendi geçimini sağlama imkânı ve tarafların boşanma sonrası ekonomik durumu birlikte değerlendirilerek hâkimce belirlenmesi.

Tartışmanın en hassas kısmı geçiş hükmüydü. Taslaklarda süre sınırının yürürlükten önce kesinleşmiş nafaka kararlarına da uygulanması, ödenen süre yeni sınırı aşmışsa yükümlülüğün bir yıllık geçişten sonra kendiliğinden sona ermesi seçenekleri konuşuldu. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi, tarafların mali durumu değiştiğinde ya da hakkaniyet gerektirdiğinde nafakanın azaltılmasını, alacaklının yoksulluğu ortadan kalktığında kaldırılmasını zaten mümkün kılıyor.

Bence asıl risk takvim

Dokuz ay uzun görünüyor, değil. Plan ve Bütçe Komisyonu 2027 bütçesini 27 Kasım’a kadar görüşecek, ardından bütçe aralık boyunca Genel Kurul’u dolduracak. Bu hafta Genel Kurul’un gündeminde bile yarım kalmış Kızılay Kanunu Teklifi ve Mekke Anlaşması var. Gerçekçi bakarsak, nafaka için Meclis’in elinde Ocak ile Haziran arasındaki beş ay kalıyor.

Benim en çok çekindiğim senaryo şu: Haziran’ın son haftalarında, başka konuları da içeren bir torba kanuna eklenmiş birkaç madde ve son dakika önergeleriyle şekil değiştiren bir metin. Örneği yakın: Fon kanunu görüşülürken, TEFAS’ta işlemi gerçekleşmemiş yatırımcıları tasfiye kapsamına alan hüküm akşam saatlerinde verilen bir önergeyle metne girmiş, muhalefet milletvekilleri hem usule hem zamanlamaya itiraz etmişti. Aile hukukunda aynı yöntem kabul edilemez.

Bence bu bir paket maddesi değil

Nafaka, boşanmış her ailenin geçim düzenine doğrudan dokunuyor. Bir yanda yıllarca çocuk bakımı ve ev işi nedeniyle çalışma hayatının dışında kalmış, boşandığında geliri olmayan bir eş var. Öbür yanda yükümlülüğün ne zaman biteceğini bilemeyen, kendi geçimi de zorlaşmış bir yükümlü var. İki tarafın da derdi gerçek; o yüzden bu düzenleme infaz, usul ve ceza hükümleriyle aynı pakette, tek oylamada geçiştirilmemeli.

Ayrı bir teklifin pratik faydası da var. Ayrı gerekçe yazılır, ayrı etki analizi istenir, komisyonda ayrı dinleme yapılır ve her milletvekili oyunu bu konu için verir. Ben Anayasa Mahkemesi kararlarının ardından Meclis’in kendi ödevini yapması gerektiğini parti adı tartışmasında da savunmuştum; nafaka bu ilkenin çok daha fazla insanı ilgilendiren bir sınavı.

Geriye yürüyen hüküm yeni dava üretir

Kesinleşmiş bir mahkeme kararının kanunla, kendiliğinden ve toptan sona erdirilmesi, bana göre hukuk güvenliği açısından en zayıf seçenek. Bugün nafaka alan kişi, hayatını o kararın öngörülebilirliğine göre kurmuş durumda; o güvenceyi bir maddeyle bir yıl içinde kaldırmak, Anayasa Mahkemesi’nin aradığı öngörülebilirlik ölçütüyle de bağdaşmaz. Sonuç büyük ihtimalle yeni bireysel başvurular ve yeni iptal davaları olur.

Doğru yol mevcut araçtan geçiyor: Yükümlünün koşulları değiştiyse ya da alacaklının yoksulluğu sona erdiyse, 176. madde kapsamında uyarlama davası açabilmesi. Yeni kanun bu davalarda hâkimin hangi ölçütlere bakacağını yazabilir; ama hâkimin yerine geçip kararı kendisi vermemeli.

Karşı görüş: “Bekletmek yükümlüye haksızlık”

Düzenlemenin paketten çıkarılmasına itiraz edenlerin haklı bir yanı var. Süresiz yükümlülüğün bazı durumlarda ağır bir külfete dönüştüğünü Anayasa Mahkemesi de tespit etti; bu kişiler için her ay bekleyiş demek. Çabuk düzenleme isteyenlere “sabredin” demek kolay değil.

Benim cevabım şu: Mesele hız değil, yöntem. Aceleyle ve geriye yürüyen hükümle çıkacak bir kanun, yükümlüye de kalıcı bir rahatlama getirmez; mahkemelerde yıllarca sürecek yeni bir belirsizlik getirir. Üstelik Meclis ölçüt yazmazsa 30 Haziran 2027’de ibare yine kalkacak ve süreyi belirleme yükü kanuni ölçüt olmadan aile mahkemelerine kalacak. Bence her iki tarafın da çıkarı, takvimi belli ve ölçütleri açık bir kanunda.

Ne yapılmalı?

  • Ayrı kanun teklifi: Yoksulluk nafakası, 13. Yargı Paketi’ne ya da başka bir torba kanuna eklenmeden, kendi gerekçesiyle ayrı bir teklif olarak Meclis’e gelmeli.
  • Takvim: Teklif en geç 31 Ocak 2027’de TBMM Başkanlığı’na sunulmalı; Adalet Komisyonu’nda görüşülürken Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun görüşü de alınmalı.
  • Önce metin, sonra oylama: Taslak ve etki analizi teklif sunulmadan önce kamuoyuyla paylaşılmalı; aile mahkemesi hâkimleri, barolar, kadın örgütleri ve nafaka yükümlülerini temsil eden dernekler komisyonda açık oturumda dinlenmeli.
  • Ölçütler kanunda: Yaş, sağlık, evlilik süresi, çocuk bakımı nedeniyle çalışma hayatı dışında geçen yıllar ve mesleki yeniden başlama imkânı kanunda sayılmalı; ömür boyu nafakanın hangi hâllerde verileceği açıkça yazılmalı.
  • Geçiş hükmü: Kesinleşmiş kararlar kendiliğinden sona ermemeli; yükümlüye 176. madde kapsamında, yeni ölçütlere göre uyarlama davası açma imkânı tanınmalı.
  • Veriyle yasama: Adalet Bakanlığı, süren nafaka dosyalarının sayısını ve ortalama süresini teklifle birlikte açıklamalı. Meclis’in sorduğu soruya cevap bekleyen bir yasama, karanlıkta kanun yazar.

Kapanış

Nafakayı paketten çıkarmak bir nefes alma payıydı; o pay şimdi Meclis’in masasında. Anayasa Mahkemesi süreyi verdi, takvimi yazmak Meclis’e düşüyor. Bu düzenleme son haftanın telaşına kalırsa, kaybeden hem nafaka alan hem nafaka ödeyen olur.

Kaynaklar

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.